Yayıncı
Tosbağa Kitap

Genel Yayın Yönetmeni
Erdi Karadeniz

Yazarlar
Cansu Yıldız Altın
Elif Ayvaz
Erdi Karadeniz
Ersin Altın
Ezgi Karadeniz
Mehmet Sait Kayam
Şerife Öztürk

Yayın Türü
Online

İletişim Bilgileri
editor.boid@gmail.com

Şubat 2017
5. Sayı

Bizimle beraber yazmak için
yazılarınızı editor.boid@gmail.com adresine
gönderebilirsiniz.


5. Sayının Tüm Sayfaları

6 Temmuz 1972 yılında İzmir’de dünyaya gelmiş, ilkokul ve liseyi İzmir’de tamamlamıştır. İzmir’den Eskişehir’e, Eskişehir’den Los Angeles’a kadar eğitim serüveni devam eden Levent Üzümcü, şimdilerde yaptığı işlerle adından söz ettirdiği gibi, duruşu, duyarlılığı ile de biz gençlere bir ışık olmuştur.

Hangi okulun, hangi bölümünü bitirdiğinden, hangi dizi de kimi canlandırdığından, oynadığı tiyatro oyunlarından, aldığı ödüllerden, sinema filmlerinden bahsetmeye gerek duymuyorum. Bunların her birini vikipedia olmak üzere bir çok internet sitesinden bulabilirsiniz.

Ben bugün size, tüm samimiyetimle, benim için Levent Üzümcü'yü anlatmak istiyorum. En yalın, en gerçek haliyle... Öyleyse başlıyorum. (öhm öhm... :)

Avrupa Yakası dizisi ile tanıştığım, akbil kullanıyor olması ile ilgili haber sitelerinde, sosyal medyada büyük yer alması sebebi ile dikkatimi çeken, vay be böyle insanlar da varmış diyerek düşünmemi sağlayan, haddim olmayarak takdir ettiğim ve feyz aldığım usta bir oyuncudur Levent Üzümcü.

Gezi Parkı olaylarının çatlak verdiği ilk zamanlardan günümüze kadar takındığı tavır ve değişmeyen karakteri ile taht kurmuştur içimdeki iyi insanlar köşesine...

Bizler gazlara ihtiyaç duyamayacak kadar duygusal insanlardık, gölgesinde dinlendiğimiz, geçmişten bizlere, bizlerden geleceğe armağan olmasını istediğimiz, yaşam alanlarımıza sahip çıkmak istemiştik sadece... Biz birlik olmanın güzelliğini, paylaşma duygusunu hissederken iliklerimize kadar, geceyi gündüze-gündüzü geceye harmanlarken oturduğumuz ağaçlarımızın dibinde, tazyikli suyun yer çekimine kafa tutmasına birlikte şahit olduğumuz, birlikte kurduğumuz kütüphanemizin henüz tozlanmayan kitaplarını birlikte okuduğumuz, bulunduğu her mecrada sesimiz olan, dayandığımız, gölgesine sığındığımızdır Levent Üzümcü.


Şairinde şiirinde dediği gibiydi bizlerin tam olarak istediği:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi Kardeşcesine..
Hepsi bu!

Duruşunu bozmadığı, biri veya birilerinin himayesi altına girmediği, demokrasiyi bir araç olarak değil bir amaç olarak kullanandır Levent Üzümcü.

Özgürce ifade ettiği içinden geçenlerden ötürü, emeğine, alın terine, sanatına ve sevenlerine saygı duymaksızın İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilmiştir. (08/2015) Suçu mu? İnsan olmak. susmamak! Susama-mak! Ve daha niceleri...

Oyunculuk mesleğini bir senaryo metnini ezber yapıp, canlandırdığı Ali’nin Ayşe’nin karakterine bürünmek olduğunu düşünmek eksik bir düşünce değil, yanlış bir düşüncedir. Kendi karakteri olmayanlar, başka karakterleri nasıl anlatabilirler?
Korkma insan korkma karanlıktan,
yılma insan yılma zorbalıktan,
umudunu yitirmişse, yitirmişse insan
çıkar insan olmaktan.. 
Bir gün bir oyunu izlemeye gitmiştim. Çok merak ettiğim bir o kadar heyecanla beklediğim bir oyunu bekliyordum. Heyecanımı hissetmiş olmalılar ki cevap verdi salon yönetimi; oyuna son 5 dakika...

Sahnenin dekoruna dalıp gitmişken, bir kova düştü önüme biraz sonra yaşayacaklarımın habercisi olurcasına... Yoğun duygu geçişleri yaşadığım, oyunculuğuna gıpta ettiğim, akan her terin, emeğin mükemmelliğine hayran kalarak izlediğimin oyunun sanatçısıdır Levent Üzümcü. Tadı damağımdan, sesi kulağımdan gitmeyen şiddetle tavsiye ettiğim bu oyunun tek kişilik dev kadrosudur.


Levent Üzümcü kimdir? 

Bu sorunun bendeki cevabıdır okuduğunuz. Ben kim miyim? Ben sizim. Sizden biri.
Anlattığım benim hikayemdir. Profilo Alışveriş Merkezi'nin 1 numaralı solonunda yaşadığım Levent Abi ile benim hikayem. Belki de ortak paydanın bir köşesinde kesiştiğimiz sizlerin hikayesidir. Kim bilir? Belki de 
Anlatılan Senin Hikayendir.
Levent Abi,

Yanlışa yanlış deme cesaretini bizlere öğrettiğin için,
Din, dil, ırk, ayrımı yapmadan evrende var olan tüm canlılara saygı duyup sevmek gerektiğini hatırlattığın için,

Sanatın ile bana kattığın her şey için, kocaman teşekkürler... Sürç-i lisan ettiysem, utanırım ve özür dilerim. Senin de dediğin gibi:
ve iyiler kazanır sonunda, mutlaka!


Ezgi Karadeniz | ezgi.kdeniz@hotmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları
İçine doğduğum şehir… Küçük, içindeyken boğucu. İnsanları yeniliklere çok açık değil. İçine doğduğum gri şehir. İçindeyken, yaşarken çırpınmaktan/debelenmekten yorulduğum şehir. Bilgisizliğin aslında nimet olduğu şehir. Öğrendikçe daha çok acı çektiğim şehir. Senden gitmek için o kadar çok çırpındım ki arkama dönüp baktığımda şaşırıyorum bu halime. O kadar çok bağırdım ki aynı cümleleri ciğerlerim yırtıldı sanki. 

Kendimi bulduğum şehir. Evim dediğim yerden çıkıp geldiğimde yirmi yaşındaydım. Dönemdaşlarımdan iki yaş büyük, arkadaşlarımdan yirmi yaş küçük. İlk geldiğimde doğduğum şehre çok benziyorsun diye burun kıvırmıştım sana. Zaten şehirleri birbirine benzetme huyum vardır. İçinde kaybolmak istediğim kaosa sahip değildin üstelik. Beklediğim şehrin arkasında bir hayal kırıklığı olarak kaldın uzun zaman boyunca da. Bir süre sonra da sen bana dönüştün ben de sana. Yaşadıklarımın çok fazla geldiği zamanlar oldu oysa. Ben taşradan gelmiş küçük bir kızdım. Evet, yaşım büyüyordu ama içimdeki çocuk hep küçüktü. İlk astım krizimi sende yaşadım mesela. “Kaybettim.” hissi o kadar baskındı ki ne zaman nefessiz kaldığımı hatırlayamıyorum bile. Hiç geçmeyecek sanıp vazgeçme ile nefes almaya çalışmak arasında debelendim durdum tüm gece boyunca. Kapalı telefonlar, garip şahıslar, son-lu yazılar, hep gürleyen gök ve alt kattaki odadan gelen şehvetli sesler… Çok geç değildi oysaki. Sanırım bina sahibi sevgilisiyle erken ayrılmıştı ve çok para kazanmak isteyen görevli-arkadaş kapıdakileri sırayla odaya almaya başlamıştı. O da geçti, ölmek o kadar kolay değildi. O kadar çok düşüp kalktım ki seninle, dizlerim paramparça oldu. Acının en yoğunu, yalanın en kuyruklusunu öğrettin bana. Beş parasız kaldığım zamanları saymıyorum bile. Ne çok şey yaşadık birlikte. Çoğu zaman doğduğum şehri özledim. Ani kararlar alıp gittim senden ama koşarak da geri geldim hep. Çünkü sen ben olmuştun ben de sen. Ne olursa olsun, ne kadar acıtırsan acıt evimdin. Bir gün yine gitme kararı aldım. Bu kez temelli. Küçüktün, sevimliydin, sıcaktın, evdin benim için. Ama bazen eksiktin. Senin suyunda fazla ilerleyemiyordum. Büyük denizlere ihtiyacım vardı. Gittim. Çok ağladım oysa o kararı verdiğim günden sonra. Hala da üzülürüm. Çünkü seni sevmiştim.
Yaşamaya geldiğim şehir… Sevdiğimi bıraktıran şehir… Alışamadım hala sana. Geldiğim şehirde eksik olan şey sende vardı. Tek gelme sebebim de buydu zaten. Hayatta kalmak için de çalışmam gerekiyordu bir de, para kazanmam. Ne çok iş aradım. İşverenlerinin ne kadar da tok ama bir o kadar da açgözlü olduğunu gördüğüm şehir. Neden insanların da senin gibi? Birilerine yaranabilmek için birbirlerini harcıyorlar? Herkes herkesin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Oysa tek ihtiyacımız birazcık sevgi. 

Güya hayata atıldığım şehir. Bana ne çok şey öğrettin sen. Kavuşmayı, vazgeçmeyi, ikiyüzlülüğü, doğru bildiğimin doğru bildiğim şeyin arkasından koşmak olduğunu, duyarsızlaşmayı… 

Her köşe başında dilenen insanlar görürdüm. Ne çoklar diye geçirirdim içimden. Ne çoklar ve de ne görünmezler! Neden kimse dönüp bakmıyor? Meğer şehir seni duyarsızlaştırıyormuş. Görmemeyi öğretiyormuş. “Ne çoklar, her köşe başındalar, hangisi doğru söylüyor, hangi birine yardım edeceğim?”miş. Görmemek, duymamakmış. Kalbinin acımamasıymış. 

Zaman mı değişti yoksa ben mi büyüdüm? Neden görmüyor artık gözlerim? Şehir-ler mi büyüdü yoksa ben mi küçüldüm? Neden ağlıyor hala çocuklar?

Kalbimi hangi köşe başında bıraktım?



Elif Ayvaz | www.izlerseslervedegoruntuler.blogspot.com | ayvazelif10@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları
Hayatımın başrolünde bir öğretmenin olması okullara olan ilgimi her geçen gün daha da arttırıyor. Eşimle gündelik sohbetlerimizden elde ettiğim bilgiler okuduğum yıllara nazaran eğitim sistemine dair algılarıma yepyeni bakış açıları getirtiyor. Bir de şu tahta cetveliyle parmak uçlarıma vurmasa bizimkine ideal evlilik diyebilirim. Şakası bir yana akranlarım çok iyi bilirler ki gereksiz cezalar daha birkaç yıl öncesine kadar okullarımızın aşılamayan mevzularıydı. Hani şu anne ve babalarımızın öğretmenlere etimizi kemiğimizi teslim ettikleri 90lı yıllar ve öncesi. Şimdiler de anne baba olmuş aynı dönemin yetişkinleri Amerika, Almanya, İngiltere gibi öğretim bazında ununu elemiş eleğini asmış ülkelerde işi evde öğretim boyutuna kadar getirmişler. Çocuk yine sınavlara devlet denetiminde giriyor ve girenlerin başarı durumu sistemin de ileride üye sayısının ne derece artacağı hususunda bizlere istatistiki bilgiler sağlıyor. 

Evde öğretim temalı bilinen en eski hikaye Amerikalı iş adamı Thomas Edison’un çocukluğunda yaşanmıştır. Bir gün annesi okula gelir. Edison’u dersten alıp eve götürür. Ellerinde tuttuğu mektubu içinden okur ve yazanları oğluna açıklar: ”Oğlum, sen o kadar zekisin ki öğretmenler sana öğretecek bir şeylerinin olmadığını yazmışlar. Bundan sonra okula birlikte evde devam edeceğiz.” Aslında kağıtta Edison’un kapasitesinin diğer çocuklara nazaran geriliği ve derhal okuldan alınması gerektiği yazılıdır. Edison’un hayat hikayesi aradan yıllar geçse de halen herkesçe bilinir; ama o mektubu yazan eller hakkında anonimden ötesi yazılmamıştır. 

Bir başka Amerikalı, günümüz dehası olarak kabul edilen Elon Musk en son röportajlarından birinde içinde oğullarının da okutulduğu 20 kişilik bir okul kurdurduğundan bahsetti. Bu okulda öğrencilere elektronik teknik bilgiler, bunun yanında yeni gelişen teknolojiler hakkında sunumlar ve ilgili projeler öğretiliyormuş. Ayrıca Musk çocuklarının hükümet okullarına da gittiklerini söyledi. Benim yorumumca kalite farkını görmeleri gerektiğine inandığından çocuklara iki sistemi de tattırıyor. Tesla marka aracın son kaza önleyici mekanizmasının kusursuz işleyişini anlatan videoyu izleyenler kalite kıyasını kendilerince çoktan yapmışlardır. 

Galiba ilerleyen zaman bizleri her sektörde olduğu gibi eğitim-öğretim kurumlarında da inovatif fikirleriyle şaşırtmaya devam edecek. Ailelere şimdilik çocuklarının okul yükünü tamamen yüklemek biraz zor gözükse de her şeyi bildiğine inanan insanoğlu için bir nesil yetiştirmek devede kulak olsa gerek.


Ersin Altın | www.youtube.com | ersinaltin90@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları
Bir Oyundan Fazlası...


Merhabalar sevgili okurlar;
Bu ay size alışılmışın dışında bir şey yaparak ilginç bir oyunu tanıtmak istiyorum. Bu oyun özellikle soyut düşünmeyi sevenlerin ve çok okuyanların oyunu bence. Diyeceksiniz ki biz az okuyoruz, okumaya fırsat bulamıyoruz yani biz oynayamaz mıyız? Tabi ki oynarsınız ama bu oyunun tadı zoru sevmekte ve biraz daha sürrealist düşünebilmekte. Biz de eşimle ve arkadaşlarımızla oynayabilmek adına birçok oyun almıştık. Bunların çoğu sizin evlerinizde de vardır zaten; Tabu, Monopoly, Borsa, Satranç, Okey takımı ve kart oyunları için kartlar...

Şimdi ise sizleri DİXİT ile tanıştırmak istiyorum.

Bu oyun bu zamana kadar oynadığım en iyi oyun. 3 ile 6 kişi arasında oynanan bu oyun en keyifli 5-6 kişi arasında oynanmaktadır. Oyunda her oyuncu için bir tavşan bulunmaktadır ve bu tavşanlar kızma biraderdeki gibi ilerletilir. Her bir oyuncuya bir ressamın çizdiği 6'şar kağıt dağıtılır. Oyuna ilk başlayan kişi bir kart seçiyor ve bu kartı kimseye göstermeden, kart ile ilgili bir cümle, bir kelime, fıkra ya da şarkı söyleyip ortaya koyuyor, küfür ederek de koyabilir bu tamamen kişiye kalmış ama buradaki en önemli şey anlaşılması kolay bir ipucu vermemek. Hep soyut şeyler anlatmaktır. Diğer herkes de o kişinin söylediğine en uygun kartı ortaya koyuyor ve bütün kartlar karıştırılıp ortaya seriliyor. Kimsenin hangi kartın kime ait olduğunu bilmemesi lazım. Diğer yarışmacılar da doğru kartı bulmaya çalışıyor. Eğer tüm oyuncular doğru kartı bulursa ya da kimse bulamazsa asıl kartın sahibi hiç puan alamıyor. Diğer oyuncular ikişer puan alıyor ama sadece bir kişi bilirse hem anlatan hem de bulan 3 puan alıyor. Bir de diğer oyuncular sizin kartınızı seçmişse 1 puan alıyorsunuz. Bu puanlara göre tavşanlarınız ilerliyor ve 30 puana ulaşan oyunu kazanıyor.

Umarım sizde keyifle oynarsınız. İyi eğlenceler.


Cansu Yıldız Altın

5. Sayının Tüm Sayfaları
Gece uykunuzu yeterince aldığınızı düşünüyorsunuz, ancak hala uykunuz mu var?


Aniden gelen uyuma isteği ve buna karşı direnciniz her geçen gün daha da azalıyor mu? Bütün uykusuzluğunuzu, yorgunluğunuza ve strese bağladığınız, rahat bir uyku çekerseniz her şeyin yoluna gireceğini düşündüğünüz ve o fiyakalı uykuyu çektiğiniz halde; hala mı uykusuzsunuz?

Aşırı uykululuk hali, ciddi rahatsızlıklara neden olabilen önemli bir sorun olması gerekirken, genellikle günlük iş temposuyla veya başka sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilip ciddiye alınmıyor. Birçok hasta uzun yıllar aşırı uykululuk halini normal olarak değerlendiriyor. Öğlen saatlerinde, akşam televizyon karşısında, yolculukta ve hatta işte veya direksiyon başında uyumayı normal kabul ediyor. Oysa bunların hepsi birer hastalık belirtisi.

Belki de uykusuz değil narkolepsi hastasısınızdır.

Narkolepsi hastalarını ortalama olarak yeterli sayılacak uyku seviyelerini almalarına karşın sürekli uyuma isteklerinin devam etmesi ve bir anda uyku isteğine yenilmeleri, sürekli uykuya hazır halde olmalarını görmek mümkündür. Narkolepsi hastalarının uyku hali hiçbir dış faktörden etkilenmediği gibi, mevsimsel değişimlerden de etkilenmiyor. Hasta, her mevsim ve şartta aniden uyku hali hissediyor ve kısa süre uyuduktan sonra dinlenmiş olarak uyanıyor, güne devam ediyor. Gün içerisinde kısa kısa uyuma halleri normal bir kişiden daha fazla olabilir. Ayrıca kişilerin bu kısa uykulardan sonra kendini yenilenmiş ve daha dinç hissettikleri görülmüştür. 
Kişi uyanıkken beyin dalgalarında düzenli bir ritim görünür. Kişi uykuya daldığında beyin dalgaları yavaşlar ve bu ritim daha az düzenli olmaya başlar. Bu normal uyku durumudur. Uykuya daldıktan bir saat yada yarım saat sonra beyin dalgaları normal süreçte çalışmaya başlar ve aktifleşir. Hatırlaya bildiğimiz rüyaların büyük bir kısmı bu süreçte gerçekleşir. 

Narkoleptik kişiler direkt olarak kaydetme aşamasında olunan ve beyin dalgalarının aktif olduğu bu süreç ile uykuya başlar. Bunun sonucu olarak da çok gerçekçi olan ve korkutucu rüyalar ve kabusları çok sık görürler. 

Narkolepsi her yaş grubunda görüne bilinir. Ancak hastanın bu durumunun farkına varıp bir çözüm yolu aradığı 20 - 30 yaş grubudur. Hastalığı genetik yolla oluşabilir. Kendiliğinden sonlanabilecek dönemsel bir rahatsızlık değildir. Bir hekime başvurulmalı ve doğru teşhis ve tedavi yöntemi için hastanın uyku belirtilerini doğru ifade etmesi tedavi süreci için çok önemlidir. 

Son yıllarda yapılan araştırmalarla tedavi seçenekleri de arttı, modern ilaçlarla çok daha başarılı ve güvenle tedavi edilmeye başlandı. Aşırı uyku hali için geliştirilmiş ilaçların yanında, hastalığın diğer belirtilerinin tedavisinde genellikle antidepresan olarak bilinen ilaçların bazıları kullanılıyor ve tedaviden yüzde 100’e varan oranlarda sonuç alınıyor.


Şerife Öztürk | SerryMor | serrymor@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları

Bir toplumun tüketici olduğunu nasıl anlarız? Oturduğumuz yerden elimize aldığımız yıllık tüketim verileri gerçekten bir topluma olan ithamlarımızda yeterli olabilir mi? Amerikan toplumuna “tüketiciler” desem beni topa tutar mısınız? Topa tutulma ihtimalimi bilmem ama topu tutmayı bilmemesine rağmen evine sırf indirimde diye bir başka beşinci top satın almayı bekleyen çok Amerikalı teyze gördüm. Abartmıyorum, indirim sıralarının uzun kuyruklarındaki insanlar sadece ellerindekini neden aldıklarını konuşuyorlar; hatta olay bir süreden sonra Adsız Alkolikler Toplantısına doğru evrimleşiyor. Bu sohbetler sayesinde aşırı tüketimden doğan vicdan azabını bir nebze olsun azaltmış oluyorlar. 

Los Angeles’ta kısacık bir gün geçirseniz gözünüze aşağı yukarı şu manzaralar ilişirdi; müstakil evler, geniş garajlar, geniş yollar, geniş arabalar, geniş marketler, kısacası her şey geniş geniş geniş. Yaşadığım şehirde kayıtlı veya kayıtdışı yaklaşık 20 milyon insan yaşıyor. Dışarıya çıktığımda bana saç yoldurtan da bu kalabalığın artık buram buram hissedilmesinden ötürü yaşama alanımda gerçekleşen daralış. Los Angeles’ta ise insanlarla rastlaşmak bile o geniş caddelerde düşük bir ihtimal. Yol sormaya adam yok o denli büyük yerleşim yerlerinden bahsediyorum. Ben burada genel hatlarıyla Torrance için konuşuyorum; fakat dx’den x’e giderken toplamı 320 milyon nüfusa ulaşan ülke için söylediklerimden pişman olacağımı düşünmüyorum; çünkü kıtaya insanlar bir şekilde dengeli dağılmayı başarmışlar.

Del Amo Alışveriş Merkezi’nde dolanıyorum. Sanki burası bizim Alibeyköy Vialand AVM; globalleşmiş dünyaya yeni bir örnek daha. Kurdaki dalgalı hareketleri hesaba katmazsak markaların fiyatları bile ülkemizdekiyle hemen hemen aynı. Yani yine satın alacak bir şey bulamıyorum. Fiyat performansları balığın başı LA’den itibaren kokmaya başlıyor. 

Beverly Hills insanlarını ziyaret etmek istiyorum. Santa Monica taraflarına gitmek için UBER’den araç kiralıyorum. 3 Saat süren yolculuğun ardından geldiğim noktada buz gibi bir hava ile karşılaşıyorum. Sahilleriyle meşhur bu plajlar semti için Ocak ayı çok yanlış bir zaman, duyurulur. Beni tek ısıtan kapalı alanların mecburen açık kalan ünlü restoranlarındaki ısıtıcılar. Restoranda etrafıma baktığımda yeni bir sosyal olgu ile aydınlanıyorum: İnsanların birbirine aldırmadan vakit geçirmesi. Tüketici dediğim toplum bir anda kendine hayranlık uyandırıyor. Bu kişilerin arasındayken yan masalar yok olmuş gibi hissediyorum. Umursamaz tavırlara ve garsonların dostça yaklaşımlarına “vay be böylesi de mümkünmüş” hissiyatıyla şaşırıyorum. Birkaç saat sonra da alışıyorum ve hemen yarın bu gelişmişliği özleyeceğimi biliyorum. Özgür olma hayalinin evden uzaklarda bir yerde herkesin hak ettiği şekliyle yaşayabileceğine birkaç saat de olsa inanç tazeliyorum. Özgürüm diyebilmek gerçekten özgür yaşamak mı demek?



Ersin Altın | www.youtube.com | ersinaltin90@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları

Bir kelime var. Öyle bir kelime ki bu hem çok sık kullanıyorum / kullanmak zorunda kalıyorum onu hemde bunun bir sonucu olarak ondan çok şey bekliyorum. İstem dışı bir beklenti durumu bu, bir mecburi güven hali, belki bir kaçış yolu...

Malum, şimdilerde ne kadar bir Nişantaşı beyefendisi/hanımefendisi gibi takılsak da bir kuşak öncesine dönüp baktığımızda özümüzü görüyoruz. İşte o özün bize zoraki bir miras gibi bıraktığı bir kelime bu.

Aslında en zor anlarda sığınılan bir liman gibi bir şey bu kelime... Sağanak bir yağmurun orta yerinde çaresizliğin baskıları altında hüküm süren bir telaşla, elimiz ayağımıza dolanırcasına açmaya çalıştığımız bir şemsiye düşünün; işte bu kelime o şemsiye...

Öyle bir kelime ki bünyesinde bir çaresizliği, kaybetmişliği barındırıyor hemde yıkılmadık, ayaktayız, direneceğiz, ayağa kalkacağız mesajını veriyor.

Yıllardır kullandığım bu kelimeyi ikibinonyedinin bir şubat gününde daha iyi anlıyorum. Çünkü her zor durumun arkasında söylediğimiz bu kelime bugün, bu zor günlerin kurtuluşunun tek yolu, tek umudu olarak dilime düşüyor.

Bu zor günler, öylesine zor günler ki O'nun dediği gibi:
İstiklal ve Cumhuriyetine kadedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Bu çerçeve karşısında aslında cepheleri bir bir kaybettik. Hile ile, zorbalıkla vesaire... Birazda bizlerin uyuşukluğu, sessizliği, bana dokunmayan yılancılığı ile... Şimdi elimizde son bir cephe var. Tek bir cephe. Yıllar önce bu milletin canlar ve kanlar vererek kazandığı bu kurtuluşu yitirmemek için tek bir hamle...

Bu tek hamle ne biliyor musun, sevgili okur?

Tek bir kelime. Yıllardır farkında olsan ya da olmasan da dilinden düşmeyen bir kelime bu. Şimdi o kelimeyi inanarak, hissederek, ona tutunarak söylemen lazım.

Hayır/lısı...
Her şeyin, hayır/lısı...



Erdi Karadeniz | www.erdikaradeniz.com | erdi.karadeniz@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları
Avalon’a vardığımızda bir hedefimiz vardı. 120 yıl uyuyacak ve yeni bir yüzyılda yeni bir gezegende uyanacaktık. Fakat bir yıl önce her şey değişti. Erken uyandık, 90 yıl kadar erken.
Vizyon filmimiz bu ay Uzay Yolcuları...

Başrollerinde Chris Pratt ve Jennifer Lawrence gibi iki muhteşem performans var. Film bir Bilim-Kurgu filmi olsada bu filmde bir Interstellar, Martian veya Inception ile kıyaslamak pek doğru olmayacak.

Film 120 Yıllık bir uzay yolculuğu için hazırlıklar ile başlıyor. 5000 kişilik bir ekip çok uzak bir koloniye ulaşabilmek adına yolculuğa başlıyor, 120 yıl sürmesi planlanan bu yolculuk için giden kişilerin sağlıklı bir şekilde koloniye ulaşabilmeleri adına uyku kapsüllerinde uykuya dalıyorlar. Fakat bir süre geçtikten sonra planlanın aksine problemler yaşanmaya başlar ve Jim Preston‘ın kapsülü beklenenden çok önce açılır. Jim’in ardından Aurora Dann‘ın da kapsülü açılacaktır. Bu iki uzay arkadaşının önünde 90 yıllık bir yolculuk vardır, Hayatta kalma ve koloniye ulaşabilmenin dışında birbirleri ile yaşayacakları ilişkide seyircide merak hissi uyandıracak yeri gelecek romantik dakikalar yeri gelecek beklenmedik gelişmeler ile aksiyonlar yaşatacak bir film. Chris ve Jennifer adeta derslik oyunculuklar ile filmi daha da bir izlenir hale getiriyorlar. Filmin yönetmenlik koltuğunda Enigma ve Kafa Avcıları filmleri ile hatıramızda güzel tatlar bırakan Morten Tyldum oturmakta, Morten şuan çok yüksek seviyede olmasa da gelecek için umut vermeye ve heyecanlandırmaya devam ediyor.

Sinemalarda gösterim süresi dolmadan izlemenizi tavsiye ederim

Benim puanım
8.1/10


– O kadar akıllı görünmüyorsun.
+ Sen de öyle.
İşte karşımızda Amerikan sinemasının iki efsanesi ve mükemmel bir gerilim. Kaçış Planı oyuncu kadrosu, harika senaryosu ve kurgusu ile ilk dakikalardan itibaren sizi koltuğunuza hapsedecek bir film, Güvenlik uzmanı olarak çalışmakta olan Ray (Sylvester Stallone) hapishane tasarımlarında yardımcı olmakta ve firarları engellemek adına test etmektedir. Ray ülkenin en zorlu hapishanelerinden birini firar testine tabi tutması adına bir iş teklifi alır. Teklifi kabul eder her şey önceden planlı rutin bir test tutuklaması olması beklenirken bir anda planlar değişir, Ray tuzağa düşmüş ve kendi tasarladığı yerde mahkum olmuştur. Buradan kaçmanın bir yolunu bulmaya çalışırken hapishanede Emil Rottmayer (Arnold Schwarzenegger) ile tanışacaktır. Emill, Ray’a buradan kaçmanın imkansız olduğunu anlatsada Ray için her zaman bir umut ve bir plan vardır. İçinde muhteşem bir gerilim ve senaryo barındıran filmimizin yönetmen koltuğunda ise Mikael Håfström oturmakta, Raydan Çıkanlar ve 1408 filmleri ile kendini ispatlayan Mikael bu filmle çıtayı biraz daha yükseltiyor. Kaçış Planı filmini izlemek için bir nedene ihtiyacınız yok, kendini hikayesi ve oyunculukları ile izlettiren mükemmel bir film.

Benim puanım
8.8/10

Gelecek ay yeni önerilerle görüşmek üzere...



Mehmet Sait Kayam | mehmetsaitkayam@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları
Çocuğunuz ile okullar açılmadan yapabileceğiniz güzel bir etkinlik önerimiz var sizler için;


Karne Tatilinde
Sömestr Karnavalı
Jurassic Land’de

Dünyanın önde gelen kuruluşlarınca “dünyanın en iyileri” listelerinde sıralanarak karnesi taçlandırılan Jurassic Land, karne tatili boyunca macerasever dostlarını dev parka davet ediyor. 

Karnaval tadında etkinlikler ve eğlencenin park deneyimine eşlik edeceği sömestr tatilinde Jurassic Land, müze ve park rehberleri, animatörleri, sanatçıları, bilim ve sanat atölye ekibi ile küçük- büyük tüm ziyaretçilerini ağırlamaya hazırlanıyor. Ayrıca, ara tatil boyunca yetişkinler de, çocuk bileti ile dev maceraya ortak olabiliyor.

CNN International, National Geographics, Independent dahil çeşitli uluslar arası otoritelerce Dünyanın En İyilerilistelerinde seçkin yerini alan ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Kültürel Özel Tesis” olarak belgelenen Jurassic Land, küçük büyük herkese dinozorların Forum İstanbul’daki gizlenmiş habitatında macera dolu bir deneyim vaat ediyor. Uluslararası alanda başarılı bir tasarımcıdan destek alınan, senaryosu özgün, mimari açıdan yerli ve yabancı ögeleri harmanlayan özelliği ile farklılaşan Jurassic Land, Avrupa'nın sayılı temalı parkları arasında gösterilmektedir. 

Tesis, uzun soluklu bir tasarım süreci ile onu izleyen multi-disipliner bir inşa döneminin ardından bir kültür ve eğlence projesi olarak Eylül 2011'de İstanbul Bayrampaşa'da hayata geçirildi. Açıldığı günden bu yana yerli ve yabancı pek çok ziyaretçiyi ağırlayan tesis, zaman içinde ünitelerini zenginleştirerek Forum İstanbul Alışveriş Merkezi'nde 10 bin metrekare alanda bugünkü konseptine kavuştu. Tasarımı, Universal Studios da dahil uluslararası pek çok tema parkın dizaynında deneyimli Nicholas Koenig ve ekibi tarafından yapılan park; Türk mimar, mühendis ve sanatçılarının dokunuşlarıyla da nihai özgün kimliğini kazandı. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı bir "Edutainment" projesi olan, bir yandan eğlendirirken bir yandan da eğiten Jurassic Land, tema park, müze ve lazer arenasına ek olarak Forum İstanbul'un bağımsız bir kanadında yeşillendirilmiş teras, bahçe ve tematik kapalı mekanları olan 1200 metrekarelik yeme-içme alanları ile her yaştan ziyaretçinin keyifli birkaç saat geçireceği bir yaşam alanıdır. 

Jurassic Land'in bölümleri şunlardır:

* Dinozor müzesi ve iç mağara (Kazı alanı)
* Kontrol Kulesi
* Hangar
* Juracopter (4 boyut-6 efektli sinema)
* Bilim Merkezi
* Kuluçka Ünitesi
* Yenidoğan Bölümü
* Veteriner Bölümü
* Uysal (otçul dinozorlar)
* Vahşi (etçil) dinozorlar
* Tematik Ürünler Mağazası
* Özel Etkinlik Alanları
* Tematik Yeme-İçme Üniteleri (Turizm İşletme belgeli Tesis- Jura Cafe) 
* DinoLaser – Lazer Arena

Dinozor müzesi gezisi ve kazı atölye çalışmasının ardından, bir senaryo dahilinde, rehberler eşliğinde ziyaretçiler Kontrol Kulesi bölümüne ve Hangar’a alınmaktadır. Dinozorların yaşadığı adaya yolculuğu anlatan Juracopter seyahati, özel yapım ve bakanlık tarafından tescilli kısa bir animasyon filmini (Voyage to Jurassic Land - Jurassic Land'e Yolculuk) de içermektedir. Seyahatin ardından ziyaretçiler toplam 5 üniteli ve 2 kattan oluşan Bilim Merkezi'ni gezerek kuluçkadan başlayarak dinozorların yaşamına tanıklık etmektedir. Tesis genelindeki anlatım formatı, ziyaretçilerin yaş grubu ve ilgi alanlarına göre basitten karmaşığa doğru gidebilmektedir. Son olarak, dev ve hareketli dinozorların sahne aldığı 14metre tavanlı dev etkinlik alanında, oyun parkı, atölye masaları, etkinlik alanları yer almaktadır.

Bu Ay Tiyatroya Gidilir: Şahane Züğürtler



Gidip çok beğendiğim bir oyunu tavsiye etmek istiyorum size şubat ayındada şehir tiyatrolarında oynanan sahneleri var.

Oyunla ilgili detaylı bilgiye bu İstanbul Şehir Tiyatroları resmi sitesinde ulaşabilirsiniz. Biz kısaca konusundan bahsedelim.
Rusya'daki devrimden sonra pek çok Rus asilzadesi batı ülkelerine kaçtı. Ouratieff çifti de bu ailelerden biridir. Çar'a ait yüklüce bir serveti de beraberinde getiren çift bu paraya dokunmaz, çeşitli evlerde hizmetçilik ve uşaklık yaparak hayatlarını sürdürmeye devam ederler. Ancak bu parada herkesin gözü vardır ve Ouratieff çifti parayı korumak için büyük bir gayret içindedir. Neticede, çok büyük bir servete hükmetmekle beraber yoksul bir hayat yaşayan çiftin başına akılalmaz olaylar gelir. Fransız bulvar tiyatrosunun öncülerinden aktör, yazar ve yönetmen Jacques Deval'in 1933'te yazdığı komedi, eğlenceli iki saat geçirmek isteyenler için kaçırılmaz bir fırsat. 

Konser Önerim

Siz de benim gibi nostaljiden hoşlanan biriyseniz eğer tam size göre bir önerim var. Yıllara meydan okuyan Selami Şahin, unutulmaz şarkıları ve keyifli sahne şovuyla 10 Şubat'ta Jolly Joker İstanbul sahnesinde sizlerle olacak.

10 Şubat Cuma günü saat 22:00 başlayacak olan etkinliğe katılmak için Jolly Joker İstanbul'da yerinizi ayırtmayı unutmayın.

Sinema Önerim

Recep İvedik 5

Benim çok tarzım olmasa da Türkiye’de gişe rekorları kırdığını göz ardı edemeyeceğim bir film. 16 Şubat'ta vizyona girecek olan ve Şahan Gökbakar'ın bir kez daha başrolünü üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda yine Togan Gökbakar var. 
Recep İvedik serisinin beşinci filmi olan yapımda Recep bu sefer yanındaki ekiple birlikte yarım kalan önemli bir işi tamamlamak için yollarda...

Karanlığın Elli Tonu

Bütün serisini okuduğum bir film daha önermek istiyorum sizlere fazla erotik olduğu için çokça eleştiriye maruz kalsa da en az Alacakaranlık serisi kadar tutacağına eminim...

Anastasia tutkulu milyoner Christian Grey ile yaşadığı ilişkisini geride bırakmaya çalışmaktadır. Ancak bu sandığı kadar kolay olmayacaktır. 10 Şubat'ta vizyona girecek bu filmi de  listenize ekleyebilirsiniz.

Ayrıca her BÖİDOnline sayısında yer alan iki film tavsiyesine de göz atmanızda fayda var.

Mekan


Sosyal medyanın Nusret’le sallandığı şu günlerde bende size enfes bir kahvaltısı olan Steakhause 'ı önereceğim. 

Boğa Kasap Seakhause açılalı uzun zaman olmamasına rağmen epey adını duyurdu. Kahvaltı yerine akşam yemeği tercih ederseniz de Dallas Steak ve istiridye mantarının tadına mutlaka bakmanızı tavsiye ediyorum.
(Adres: Gürsel, İmrahor Cd. No:13, 34400 Kağıthane/İstanbul | Telefon: (0212) 295 11 50)



Cansu Yıldız Altın

5. Sayının Tüm Sayfaları
[BÖİD | Sayı: 5]
Bizimle yazmak ister misiniz?
Bize yazılarınızı göndermek için iletişim sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

5. Sayının Tüm Sayfaları