Hale Nur Durmuş

"Yazmak derin br nefes almak
ve rahatlamak gibi..."


Seni uzun süredir bir blogger olarak tanıyoruz. Seni tanımayanlar için biraz kendinden bahseder misin?

1992 Uşak doğumluyum. Çocukluğumun bir kısmı Alanya, bir kısmı K.Maraş Andırın'da geçti. Uzun zamandır Manavgat'ta yaşıyorum. Sağlık sorunları nedeniyle eğitimime ara vermek zorunda kalmıştım fakat şu anda zamanımın büyük bir kısmını üniversiteye hazırlanmak için harcıyorum. Daha iyi yazmak için, daha çok şey öğrenmeye odaklanıyorum.

Manga ve kitap okumayı; anime ve film izlemeyi seviyorum. Nesnelere anlamlar yükleyen ve doğanın ruhuna inanan biriyim.


Geçmiş olsun. Şu anda herhangi bir sorun yok diye umuyorum?

Teşekkür ederim, şimdi her şey çok daha iyi.

Kitap okumak ve film izlemek tamam ama anime izlemek ve manga okumaktan bahsettin. Ben çevremde de, takip ettiğim bir çok blogda da görüyorum bunu. Tutkuyla, bağımlılık derecesinde manga okuyan, anime izleyen insanlar var. Biraz bundan bahseder misin? Neden manga, anime? Senin en sevdiklerin hangileri mesela?

Aslında nasıl başladığımı hiç bilmiyorum ama izlemeyi bırakamadığım doğru (gülümser). Çizim yeteneğim yeterince gelişmiş olsaydı bu yönde bir kariyer yapmayı hayal edebilirdim bile. Fantastik şeylere ilgi duymamdan kaynaklanıyor olabilir. Her animede farklı bir dünyayla karşılaşıyoruz farklı karakterler ve yaratıklar ilgimi çekiyor. Ayrıca bence mangakalar kaçırılmaması gereken çok zekice şeyler üretiyorlar. Kurguladıkları evrenden ve hikayeden tutun da yarattıkları, kötü karakterleri bile öyle ilginç işliyorlar ki insan bağlanıyor bir şekilde. Üstelik anime ve manga çizimleri başlı başına birer harika. Bir de açılış ve kapanış müzikleri var. Bazıları öyle güzel ki çalma listeme ekliyorum ve bir şeyler yazmadan önce de dinlediğim oluyor.

İzlediklerimin hepsi çok güzel ama seçecek olsam Death Note, Bleach, D-Grayman, Aldnoah Zero, Guilty Crown ve Fullmetal Alchemist diyebilirim. Manga okumaya yeni başladım sayılır. Genelde izlediğim animelerin bölümleri bitince sabırsızlanıp mangasını okumaya başlıyorum. Bazen manga animeden daha heyecanlı olabiliyor çünkü animeye uyarlanırken konuyu uzatmak için araya filler denen gereksiz bölümler yapabiliyorlar. En son Blame okudum gerçekten farklı ve ilginç bir evrende geçiyordu. Şu sıralar da D-Grayman'nin mangasını okumayı düşünüyorum (gülümser). Anime denince bahsetmeden edemeyeceğim Hayao Miyazaki'nin de bütün anime filmlerini severim, çizimleri ve hikaye anlatışı büyüleyicidir.

Korkarım bu konuşmadan sonra manga okumaya başlayacağım (gülümser). Peki sana dönelim tekrar. Yazmak, senin için ne anlam ifade ediyor ve bu yazın serüvenin nasıl başladı?

Yazmak derin bir nefes almak ve rahatlamak gibi. Adeta bir meditasyon hali. Zihnim sürekli yeni şeyler üretmeyi seviyor ve bunların kaybolup gitmesini istemediğimden yazarak sabitliyorum. Aynı zamanda yazmak eğlenceli bir oyun gibi, her bir cümle her bir olay ve sahne üst üste dizilen taşlar sanki...

Küçük yaşlarda izlediğim E.T. Yıldız Savaşları ve Yıldız Geçidi gibi yapımlar bende değişik boyutlarda bir hayranlık uyandırmıştı. Sonra Harry Potter ve Tolkien evrenleriyle tanıştım ve kafamda kurgular oluşturmak oyun haline geldi.

Babam Stephen King hayranıydı ve on dört, on beş yaşlarımda onun okuduklarını okuma hevesiyle kitaplığını karıştırırken kendi karaladığı bir şiiri bulduktan sonra bende uyandırdığı hisle yazmak istediğime karar verdim. Ama buna nasıl başlayacağımı çözmek zaman aldı.

"Vincent Konağı,
karanlığın yaşayıp nefes aldığı bir dünya"

Aile de kitapları seven birinin olması, kitapları severek yetişmesini sağlıyor insanın. Sende de bu durum iyi bir etki yaratmış. Peki, bir blogger olmanın dışında çok iyi öyküler de yazıyorsun sen ve hali hazırda yayınlanmış bir romanında var. Bize biraz romanından bahseder misin? Okur, bu romanda ne bulacak?

Vincent Konağı karanlığın yaşayıp nefes aldığı bir dünya. Okurlar karakterlerle birlikte orada gölgelerin altında uyuyan ruhların uyandırılmasına tanıklık edecekler.Bu gizemli dünyada korkuyu,cesareti,umudu ve aşkı aynı anda tadacaklar.

Bu kitaba, kitabın yazarı olarak değilde bir okur olarak baktığın zaman kitabı nasıl tarif edersin?

Kitabı sonradan tekrar okuduğumda daha da çok şey anlatmasını isterdim diye düşündüm. Bir kitabın merak uyandırıcı olması, bende her ayrıntıyı detaylıca öğrenme ihtiyacı hissettirir. Olaylar hızlı gelişiyor ve kitap sıkılmadan okunuyor, sahneler mümkün olduğunca canlı ve hissedilir biçimde.

Vincent Konağı ile ilgili olarak okurdan ne gibi geri dönüşler aldın?


Sürükleyici ve ilginç olduğunu, anlatımı ve betimlemeleri beğendiklerini söylüyorlar. Devamı olup olmadığını merak ediyorlar. Okuyup blog ortamında yorumlayanlar ve mail yoluyla ulaşanlar var. Her bir yorum benim için çok değerli.

Peki bende sorayım o zaman, Vincent Konağı'nın bir devamı olacak mı?

Vincent'ın devamı olmayacak. En azından şimdilik böyle bir şey düşünmüyorum. Karar versem hikaye çok ilginç bir şekilde devam edebilir ama bu şekilde kalması daha doğru gibi. Bir gün hikayenin kendisi devam etmekte ısrar ederse o zaman tekrar düşünebilirim.

Kitabının sonunda "Ruhların izi silinebilir mi?" diye soruyordu Rita... Sen ne diyorsun bu duruma?

Ruh kozmik bir enerji olarak kabul edilir ve enerji yok edilemez sadece dönüşüm geçirir. Simya'nın temelinde de bu vardır mesela eşdeğer takas ilkesi enerji dönüşümüyle ilintili olabilir ama konumuz bu değil aklım animelerde kaldı (gülümser). Pek çok dini ve felsefi görüşte de ruhların doğayla bütün ve ölümsüz olduğunu görürüz. Bir çok eski uygarlık, atalarının ruhlarını dünyaya bağlamak ve geri döndürmek için çeşitli ritüeller gerçekleştirirmiş. Benim düşünceme gelirsek ruhların izi silinemez. Onlar aslında her zaman bizimle aynı evrendeler. Sadece enerji frekanslarındaki fark nedeniyle farklı bir boyutta gibi algılarımızın dışında kalmak zorundalar. Bazen tesadüfi bazen de özel bir müdahaleyle bu kozmik enerjilere olan ufak bir dokunuş onları bulundukları ortamdan algıladığımız boyuta çekebilir ve etkileşimde bulunabilirler gibi fantastik ve kurgusal düşüncelerim var. Bu konuda pek çok şey söylemek mümkün aslında. 

İlginç. Peki Vincent Konağı'nın yayımlanma süreci nasıl gelişti? Nasıl karar verdin? Nereden Başladın? 

Kafekitap'ın tefrika yarışmasına katılmıştım. Yarışmanın amacı yazmak isteyen ama nereden başlaması gerektiğini bilmeyenlere yol göstermek, yeni kalemler keşfetmekti. Yazdığın şey hakkında yapıcı eleştiriler ve görüşler alma imkanı sunuyordu. Amacım sadece kendimi test etmekti. Katıldığım sırada elimde yazılmış bir cümle bile yoktu. Birkaç hafta boyunca kitabı tefrika halinde yarışmaya gönderdim. Bittiğinde önce e-kitap olarak yayımlanmasına karar verildi. 

Çok heyecanlıydım sadece yol gösterici eleştiriler almayı planlarken hayal ettiğim bir şey gerçekleşiyordu. Bu dönemde kitap taslağını iki kez düzenleyip arkadaşlarımla fikir alışverişi yaptım. Ve yayınevim bana sürpriz yapıp Vincent Konağı'nı basılı kitap olarak yayımladı.

Bu harika bir duygu. Peki ilk romanını yayınlayan bir yazar olarak yayınevleriyle ilgili neler söyleyebilirsin?

Kafekültür'le tanışmadan önce yayınevleri hakkında fazla bir bilgim yoktu ve açıkçası yayınevleriyle görüşme düşüncesinden korkuyordum. Bilinçaltımda yayınevleri asık suratlı insanların olduğu soğuk bir yer olarak yer etmişti. Ama Halil Gökhan ve Candan Selman'ın her aşamada sorduğum en saçma sorulara bile samimiyetle cevap vermeleri ve içten davranışları sayesinde yabancılık çekmedim.

Yeni başlayan biri için iyi insanlarla karşılaşmak güzel bir şans olmuş, umarım bu şansın daim olur. Sence bir kitap yayınlamanın zorlukları nelerdir?

Kafanda canlandırdığın mükemmellikte kağıda aktarabilmek...

Sanırım en önemlisi bu. Yazdıkların gerçekten istediğin gibiyse üzerinde biraz daha çalışıp kitabı olgunlaştırmak gerekli. Sonrası sabretmeyi bilmek ve doğru yayıneviyle yola çıkmak sorunların büyük kısmını uzak tutuyor. Bir de okuyucu kitlesine ulaşabilmek en önemli sorun. Çünkü okumaya vakit ayırmayan bir ülkeyiz.

"Popüler olmayanın kötü olduğu kanaati yaygın ne yazık ki..."

Evet okumaya vakit ayırmayan bir ülkeyiz ama esas mesele bence, okumaya vakit ayıran insanlarında sadece popüler olmuş kitaplara vakit ayırıyor olması... Yani çok satanlar listesine bakarak bir sonraki kitaplarını seçiyor insanlar. Oysa ben bir kitabevine gidip, kitapların arka kapaklarını okuyarak ya da okuyan insanların eleştiri ve yorumlarına bakarak kitap seçmeyi daha doğru buluyorum. En azından bu şekilde insanlar yeni yazar adaylarına da bir fırsat vermiş olur. Bu konuda sen ne söylemek istersin?

Okumayı seven insanların içinde de bilinçli okur sayısının az olduğunu düşünüyorum. Popüler olmayanın kötü olduğu kanaati yaygın ne yazık ki. Bir de insanlar her konuda kolaya kaçmayı seviyor olmalı, yeni ve bilinmeyen bir şey konusunda onu anlamaya çalışmak, araştırmak ya da denemek zaman kaybı gibi geliyor çoğu kişiye. Bilinçli okuyucu alacağı kitapları seçmek için bile birkaç gün özel bir zaman ayırır, arka kapakları okur, yapılan hiçbir yorum yoksa bile sayfalarını karıştırıp fikir yürütebilir.

Bunu tecrübe etmiş biri olarak çalışmasını kitap haline getirmek isteyen yazar adaylarına neler önerebilirsin. Sence ilk adımları ne olmalı?

Öncelikle yazdıklarını arada bir baştan okuyup en azından bölüm bölüm gözden geçirip yeni bir bakış açısıyla eksik veya fazlalıkları tespit etmelerini öneririm. Yazmaya çok fazla ara verilmemeli. Çünkü bu hem kurgusal hataya düşülmesine sebep verir hem de bilinçaltının konuya odaklanması açısından verimsiz olur.

Yanlarında hep not defteri bulunması, olur olmadık yerde akla gelen şeylerin yitip gitmesine engel olur.

Bazen dışarıdan bir göz kendi bakış açımıza göre daha yararlı olabilir; yazdıklarımıza olan bağlılığımız ayrıntıları görmemizi engelleyebilir bu nedenle güvendiğimiz ve doğru eleştiri yapabilen birine yazdıklarımızı okutup yorumlarını alabiliriz.

Yayınevlerine başvuru sırasında sabırlı olsunlar ve reddedildiklerinde bunun nedenini iyi anlayıp gereken şartları yerine getirmek için ne kadar gerekirse o kadar denemeye devam etsinler.

Bunun dışında pes etmesinler ve kendilerine inansınlar. Son okuma sırasında sadece bir okuyucu gözüyle bakarken çalışmaları bir kitaptan beklentilerini karşılıyorsa her şey yolunda demektir.

Bu güzel öneriler için teşekkürler. Peki ufukta yeni bir kitap var mı?


Evet yeni kitap hakkında uzun zamandır kafa yoruyordum ve yakında yazma aşamasına geçmek için sabırsızlanıyorum. Vincent ya da önceki öykülerimden farklı olarak esin kaynağım bir rüya değil çocukken kardeşlerimle uydurduğumuz hikaye anlatma oyunu sonucunda temelleri atılan bir kurgu. Onu yeterince beklettim, bana sinirlenmeden önce yazsam iyi olacak...

Bir an önce yazmaya başlamanı tavsiye ediyorum o zaman. Çünkü güzel bir kitap olacağından şüphem yok. Sana ilk ay ki nüshamızda yer aldığın için çok teşekkür ediyor ve bundan sonra ki hayatında ve yazın maceranda başarılar diliyorum.

Bu keyifli sohbet için ben teşekkür ederim...

0 kişi mesaj bıraktı:

Yorum Gönder