Bu Bir 'Ordu' Yazısıdır

[Gezi - Seyahat] [Yazan: Ersin Altın]

Ordu içinde yaşamaya özendiren bir şehir.

Dümdüz bir çizgiye yakından bakmayı denediniz mi? Aslında siz tüm marifetlerinizi tek bir noktada hizalamış ve geriye sadece ikinci noktaya doğru bir hamle yapmak kalmıştır. Şimdi de elinize aldığınız bir büyüteçle aynı çizginize yakınlaşın. Çizgide kusurlar var sanki? Büyüyerek yaklaştırılan görüntü, sayfaya üç adım geriden baktığınızda gördüğünüz kadar düzenli değildir. Peki bu küçük deneme yanılmadan yola çıkarak globalleşen dünya fikri hakkında ne düşünüyorsunuz? 

İmkanlar el verdikçe her daim gezmeye talip biriyimdir. Uçakların cam kenarından yeryüzüne baktığımda hep aynı renkli karıncalarla süslenmiş yollar ve grili kutucuklar görürüm. Geceleriyse ışıklandırılmış siyah bir kaplamanın üzerinde ateş böcekleri ve festivali andıran lambalarıyla bu defa da kardeşi kara kutucuklar. Galiba burası biraz izafiyet teorisine göz kırptı. Ama inanır mısınız asıl mesele bugün burada Ordu’yu anlatabilmek... Şehirde gezdikçe zihnimde şekillenen hayalleri aktarıyorum sizlere. Ordu içinde yaşamaya özendiren bir şehir.

Sahilde yürüyorum. Yanımda bir zeki insan, yeni bir yol arkadaşı. İnsan en çok da yolda tanıyor bir başkasını... Ben halimden memnunum. Dışarıdan bakınca sağlam duruşa sahip bir ekibiz. Derken yoldan geçen kamyon, yağmur birikintisinden üzerimize kovalarca su boşaltıveriyor. Şemsiyeme daha sıkı sarılıp paçaya doğru çamurluk amaçlı çeviriyorum. Pek de ıslanmadığıma göre refleksler halen yerinde sayılır. Bugün Ordu’da gökler bir hayli ağlıyor. Neye diye sormuyorum, kendimden biliyorum. 

Sahil kenarındaki otelden birkaç metre uzaklaşmışken, halen başka bir şehirde olduğum aklıma geliyor. Ne kadar da tanıdık geldi sahil yolu. Deniz ve beton yol.... Deniz yine Karadeniz, beton yol yine tadilata hasret. İlk ışıklardan sağa dönüyoruz arkadaşımla. Nargele, Limon, Komşufırın... Kafeterya isimleri bu saydıklarım. Limon’un sarı renkleri bize sıcak geldi ve oturduk. Ordu’nun en janti kesimi bu mekanlarda takılıyor orası kesin. Gelen müşteriler hissettiriyor bize bunu. Hepsi fazladan bir kibar, fazladan bir nazlı. Garsonu gözlemliyorum da günün yorgunluğunu sitemleriyle çok da güzel yansıtıyor. Aslında hizmet sektöründe çalışanlardan şirketlerce istenen hep aynı; her gelen müşteriye kendini özel hissettirmeleri. Emin olun ki bu istek karşısında sirkülasyonu yüksek bir yerde asla çalışmak istemezsiniz. Tabi henüz çalışmamış olduğunuzu varsayarsak. Eğer çalıştıysanız da öyle inanıyorum ki çalışan insanın en sevdiği anlayışlı müşterilerden birisinizdir. Dedim ya inanıyorum, kesinlikle emin değilim.

Limon’daki çaydan ekşiyen midelerimizi doyurma vakti geldi. Şimdi arama motorlarımız Meşhur Pideci yollarına düştü. Bankalar caddesi üzerinde mekanımızı bulduk. Sıcacık, kıymalı kaşarlı, tereyağlı, leziz dilimlenmiş pide. Her zaman sıra beklenen, boş yer bulunmayan yerde in cin beyzbol oynuyor. Yağmur garsonlara tatil ilan etmiş. Siparişimizi veriyoruz, az biraz bekletiliyoruz ve üzerinde iki adet hallice büyük tereyağı toplarıyla pidemiz geliyor. Ben açıkçası başta bir yadırgadım, bu işte bir yanlışlık var diye. Ama değilmiş, servisleri bu şekilde. Bol tereyağı demek bu olsa gerek. Yağdan yarısını bile yiyemiyorum. Buralı olmadığımızı tabağımıza bakan herkes anladı. Müesseseden çaylarımızı fondipleyip otelin yolunu tutuyoruz.

"İstanbul sahilinden bir ufak öykü" yazmış olsaydım başlığa, buranın Ordu olduğuna kalıbımı basarım inanamazdınız. Zaman ilerleyip şehirler geliştikçe sanki içerisi de aynı hızla standartlaşıyor. Markalar şehirlere şubeler açtıkça bambaşka yerler de birbirine çok benziyor ve farklılıklar ölüyor. Eskiler hep mi haklı çıkar? Şehir işte... Birbirine baka baka kararıyor.



Ersin Altın | www.youtube.com | ersinaltin90@gmail.com
4. Sayının Tüm Sayfaları
[Kapak] [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11]

0 kişi mesaj bıraktı:

Yorum Gönder