Los Angeles


Bir toplumun tüketici olduğunu nasıl anlarız? Oturduğumuz yerden elimize aldığımız yıllık tüketim verileri gerçekten bir topluma olan ithamlarımızda yeterli olabilir mi? Amerikan toplumuna “tüketiciler” desem beni topa tutar mısınız? Topa tutulma ihtimalimi bilmem ama topu tutmayı bilmemesine rağmen evine sırf indirimde diye bir başka beşinci top satın almayı bekleyen çok Amerikalı teyze gördüm. Abartmıyorum, indirim sıralarının uzun kuyruklarındaki insanlar sadece ellerindekini neden aldıklarını konuşuyorlar; hatta olay bir süreden sonra Adsız Alkolikler Toplantısına doğru evrimleşiyor. Bu sohbetler sayesinde aşırı tüketimden doğan vicdan azabını bir nebze olsun azaltmış oluyorlar. 

Los Angeles’ta kısacık bir gün geçirseniz gözünüze aşağı yukarı şu manzaralar ilişirdi; müstakil evler, geniş garajlar, geniş yollar, geniş arabalar, geniş marketler, kısacası her şey geniş geniş geniş. Yaşadığım şehirde kayıtlı veya kayıtdışı yaklaşık 20 milyon insan yaşıyor. Dışarıya çıktığımda bana saç yoldurtan da bu kalabalığın artık buram buram hissedilmesinden ötürü yaşama alanımda gerçekleşen daralış. Los Angeles’ta ise insanlarla rastlaşmak bile o geniş caddelerde düşük bir ihtimal. Yol sormaya adam yok o denli büyük yerleşim yerlerinden bahsediyorum. Ben burada genel hatlarıyla Torrance için konuşuyorum; fakat dx’den x’e giderken toplamı 320 milyon nüfusa ulaşan ülke için söylediklerimden pişman olacağımı düşünmüyorum; çünkü kıtaya insanlar bir şekilde dengeli dağılmayı başarmışlar.

Del Amo Alışveriş Merkezi’nde dolanıyorum. Sanki burası bizim Alibeyköy Vialand AVM; globalleşmiş dünyaya yeni bir örnek daha. Kurdaki dalgalı hareketleri hesaba katmazsak markaların fiyatları bile ülkemizdekiyle hemen hemen aynı. Yani yine satın alacak bir şey bulamıyorum. Fiyat performansları balığın başı LA’den itibaren kokmaya başlıyor. 

Beverly Hills insanlarını ziyaret etmek istiyorum. Santa Monica taraflarına gitmek için UBER’den araç kiralıyorum. 3 Saat süren yolculuğun ardından geldiğim noktada buz gibi bir hava ile karşılaşıyorum. Sahilleriyle meşhur bu plajlar semti için Ocak ayı çok yanlış bir zaman, duyurulur. Beni tek ısıtan kapalı alanların mecburen açık kalan ünlü restoranlarındaki ısıtıcılar. Restoranda etrafıma baktığımda yeni bir sosyal olgu ile aydınlanıyorum: İnsanların birbirine aldırmadan vakit geçirmesi. Tüketici dediğim toplum bir anda kendine hayranlık uyandırıyor. Bu kişilerin arasındayken yan masalar yok olmuş gibi hissediyorum. Umursamaz tavırlara ve garsonların dostça yaklaşımlarına “vay be böylesi de mümkünmüş” hissiyatıyla şaşırıyorum. Birkaç saat sonra da alışıyorum ve hemen yarın bu gelişmişliği özleyeceğimi biliyorum. Özgür olma hayalinin evden uzaklarda bir yerde herkesin hak ettiği şekliyle yaşayabileceğine birkaç saat de olsa inanç tazeliyorum. Özgürüm diyebilmek gerçekten özgür yaşamak mı demek?



Ersin Altın | www.youtube.com | ersinaltin90@gmail.com

5. Sayının Tüm Sayfaları

0 kişi mesaj bıraktı:

Yorum Gönder